AYSU ARSLANTÜRK YAZDI Çürük Atlar Çöplüğü: Kyoto’dan Seslenen Bir Kadın Kendi kendine konuşmanın en yalın halini kullanarak derin, yalnız sorgulamalar içeren sesiyle Çürük Atlar Çöplüğü, kendi benlik arayışınıza beklenmedik katkılar yapabilir. Aysu Arslantürk 19 Ağustos 2017, Cumartesi 00:00 Uykusuzluk, yalnızlık, farklı benliklerin keşfi, kendini yabancılama ve toplumdan yabancılaşma; bunlardan bazıları çoğumuzun hayatına en az bir kez uğramıştır. Işıl Bayraktar’ın sade bir anlatımla değindiği bu başlıklar, öykü kitabı Çürük Atlar Çöplüğü‘nde işlediği konulardan birkaçı. Bir küçük hissiyatını bile bırakmayan, onu yakalayıp üzerinde düşünen yazarları seviyorsanız; sorgulamalar, üstünkörü kabullenişleri reddedişler ve arayışlar içeren eser, sizi bir paçanızdan yakalayacaktır. Kendi kendimize konuştuğumuz vakitler ve ‘deliriyor muyum?’ diye meraklanılan anlar, düşündüğümüz kadar ender midir? Me...
Kayıtlar
Edebiyat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor
Örtük Perdeler
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Işıl Bayraktar Perdenin önündeki masaya mutfaktan tabak çanak taşıyordu Halil. Bir süredir o da sofra kurma törenine katılıyor, evin bir parçası gibi davranıyordu, yeteri kadar büyümüş olduğuna kanaat getirmiş olmalıydılar. Babası her ne kadar mutfakta yemekte ısrar etse de, Halil televizyonsuzluğa, eve sağanak yağmur gibi inen sessizliğe dayanamıyor, en azından sokağı izlemek istiyordu. Sokaktan geçenleri, konuşanları, yürüyenleri, hatta hatta kavga edenleri, bağıranları, birbirlerine dokunanları, öpüşenleri, sevişenleri…şşşş…demisti babası yine, şşş, dışarıya bu kadar dikkat kesilmen hoşumuza gitmiyor, biliyorsun televizyonu bu yuzden kaldırdık ortadan. Bilmemen gereken bir ton şey dönüyor o televizyonda, sen henüz bir çocuk… kulaklarını tıkıyordu Halil. Ertesi günü okula gittiğinde sağdan soldan duyduklarıyla hayatın neye benzediğini yakalamaya çalışıyor, hayatın bu evdeki sessizlikten, birbiriyle neredeyse hiç konuşmayan anne-babasından, yediği lezzetli yem...
Işıl Bayraktar’dan öyküler: “Çürük Atlar Çöplüğü”
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Işıl Bayraktar ’ın öykü kitabı “Çürük Atlar Çöplüğü” Notabene Yayınları tarafından yayımlandı. Tanıtım bülteninden Işıl Bayraktar’ın içe ve dışa dair yazdığı öykü-metinleri… “Şimdi çürük atlar çöplüğünden sesleniyorum size. Burası yol dışı, burası kaybedenlerin, ama aslında burası yoldan çekilebilenlerin yeri. Yanımdaki yaralı atlara bakıyorum. Hepsi benim gibi, mutlu. Tribünlere zaman zaman atılan o mektuplar var ya, işte onları hep ben yazıyorum. Çürük atlar çöplüğünde zaferini ilan eden bu yaralı at, at yarışını anlatıyor size. Çünkü şimdi sadece bir izleyici ve anlatıcıyım. Hep olmak istediğim gibi.” Dünyaya gelişimizle taşınan yükler, yalnızlığı çoğul yalnızlıklara bölüştürerek kurulan yeni kimlikler, kendine ve iç hüzünlere dönülerek aşılan yollar, birbirini uzaktan izleyen için ve dışın kavgası… Yaşama katmanlar halinde bakan bir varlık bilmecesi “Çürük Atlar Çöplüğü”. Işıl Bayraktar, sözcükleriyle doğduğumuz andan itibaren taşıdığımız ve içimize işleyen ...
Uzak Dünya Kişisi
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Uzak Dünya Kişisi* Masada büyük bir şölen hazırlanmıştı. Türlü çeşit yemekler, içkiler, tatlılar, peynirler, mezeler, çerezler. O güne kadar hiçbir şey yememişler gibi bütün masa donatılmıştı ve herkes kahkahalarla gülüyordu. Ortada uçuşan bir neşe halesi vardı ve bu hale masada oturan herkesin vücudunun çevresinde yükseliyordu, yetmiyor, herkesi içine alıyordu. Onlara bakıldığında görünen tek şey neşe halesiyle sarmalanmış, halenin etkisiyle kahkahaları artmış, içkinin etkisiyle çakır keyif olmuş sallantılı insanlardı. Neşe sanki masayı iki kutba ayırmış, kuzey ve güney kutbunda yaşayanların iklime, havaya, durumlara verdiği tepkilerin bütünüyle birbirinden farklı olmasına neden olmuştu. Aynı masanın çevresinde iki farklı dünya vardı ve bu, şimdiye kadar gördüğü kutuplaşmalardan daha derin bir kutuplaşma yaratıyordu. Neşe halesinin bu büyük gücü karşısındaki çaresizliğini kabul etti, kuzey kutbuna doğru daha da çekilmek istedi. Orda sonsuza kadar üşüyebileceğini, hatta donar...
Evsizin Örgüsündeki Renkler
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Evsizin Örgüsündeki Renkler Gerçek miydi diye bakmıştım, sonra gerçek olduğunu anlamıştım. Kamogawa’nın kıyısında renklere karışmış bir evsizdi gördüğüm. Rengarenkti, bordo ve mor hakimdi renklerine. Beresi mor, eldivenleri bordoydu. Yanında eski bir bisikleti, uzaklara ya da yakınlara taşımak üzere yerleştirdiği evi vardı; bisikletin üstünde bir yığın halini alan eşyalardan oluşan. Üzerinde bir battaniye seriliydi, eşyalarını göremiyordum. Hoş, eşyalarına değil, yalnızca örgülerine bakıyordum ben. Şişleri eline almış, örgü örüyordu. Elleri hızla renklerin arasında gidip geliyor ve ördükçe örüyordu, bir ilmek daha sonra bir ilmek daha. Nasıl bu kadar hızlı ördüğünü, kaç zamandır örgü ördüğünü, bütün bu örgüleri neden ördüğünü, bunları ne yapacağını düşünürken, karşısında dikilip kaldığımı hiç farketmemiştim. Oysaki yanımdan insanlar geçiyordu, ara ara ona baktığım noktanın içine başka vücutlar karışıyor ama o asla benim görüş alanımdan çıkmıyordu. Gözlerimin onda kil...