Örtük Perdeler
Işıl Bayraktar Perdenin önündeki masaya mutfaktan tabak çanak taşıyordu Halil. Bir süredir o da sofra kurma törenine katılıyor, evin bir parçası gibi davranıyordu, yeteri kadar büyümüş olduğuna kanaat getirmiş olmalıydılar. Babası her ne kadar mutfakta yemekte ısrar etse de, Halil televizyonsuzluğa, eve sağanak yağmur gibi inen sessizliğe dayanamıyor, en azından sokağı izlemek istiyordu. Sokaktan geçenleri, konuşanları, yürüyenleri, hatta hatta kavga edenleri, bağıranları, birbirlerine dokunanları, öpüşenleri, sevişenleri…şşşş…demisti babası yine, şşş, dışarıya bu kadar dikkat kesilmen hoşumuza gitmiyor, biliyorsun televizyonu bu yuzden kaldırdık ortadan. Bilmemen gereken bir ton şey dönüyor o televizyonda, sen henüz bir çocuk… kulaklarını tıkıyordu Halil. Ertesi günü okula gittiğinde sağdan soldan duyduklarıyla hayatın neye benzediğini yakalamaya çalışıyor, hayatın bu evdeki sessizlikten, birbiriyle neredeyse hiç konuşmayan anne-babasından, yediği lezzetli yem...